Keşif Sahnesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Keşif Sahnesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Kas 2017

Keşif Sahnesi: Shoegaze ile Gothic Müziği Birleştiren Grup: Glaare


Los Angeles'tan Glaare isimli üç kişilik bir grup shoegaze ve dream pop öğeleri gothic müzik ile birleştirerek ortaya koyduğu debut albümü "To Deaf And Day"i yayımladı.

Rachael, Brandon ve Cameron isimli üç üyeden oluşan Glaare ilk albümünü 27 Ekim'de Dune Altar etiketiyle yayımladı. Daha önce de "Surrender/Control" isimli bir EP yayımlayan grup ilhamlarını Slowdive, Cocteau Twins, Killing Joke, The Cure ve Kate Bush gibi isimlerden alıyor. Dream pop, shoegaze, ethereal, synth pop ve gothic müzik arasında geniş yelpazeli bir sound ile zamanda yolculuğa çıkarıyor ve yolculuk boyunca karanlık müziğin ve derinlerden gelen vokalin etkisinde tüm ışıkların söndüğünü hissedeceksiniz. Glaare 80'ler ile 90'lar arasında bir yerde belki ama kesinlikle modern zamanların müziği değil.

Albümün tamamını aşağıdaki linkten dinleyebilirsiniz:



19 Haz 2017

Keşif Sahnesi: Kumadam


Yerli sahnede eksikliğini hissettiğimiz bir janrın yıllardır taşıyıcılığını yapan Nugo Sebil'in tek kişilik post-punk projesi Kumadam debut albümü "Ölülere Ninniler"i Personal Space Records etiketiyle stream ortamlarda yayımladı.

Kargalar, Dreamwalker ve The Rorschach Audio projelerinden sonra müziğe uzun bir ara veren gothic/darkwave ehli yerli müzisyen Nugo Sebil'in yeni projesi Kumadam Personal Space Records etiketli ilk albümünü 31 Mayıs'ta Spotify ve iTunes üzerinden resmi olarak yayımladı.

İlhamlarını 80'lerin gothic, post-punk efsanelerinden alarak kendi düşsel motifleriyle harmanlayan ve rüyalarla haşır neşir olup kendini "Düşgezer" olarak tanımlayan Nugo Sebil hayal kırıklıklarını, kaybedişlerini, düşüşlerini, vazgeçişlerini ve geçmişin tüm yaralarını zihninde ve bedeninde müziğe dönüştürerek adeta karanlıkta elinde ışığıyla dolaşan bir büyücü olarak çıkıyor karşımıza. Fakat tıpkı Frankenstein'ın canavarı gibi korku saçan görüntüsünün arkasında sevgi ve umut var. Ancak çürümüş ahlâk normlarıyla toplumsal düzencenin ve çarpık  modern-insan ilişkilerinin her zaman dışında kalmış; yarattığı kendi soyut evrenin otonom bir bölgesinde mitolojik motiflerin düşsel ögelerini karanlıkla birleştirip ortaya koyduğu bu yepyeni projesi Kumadam hepimizden bir şeyler taşıyor.

"Ölülere Ninniler" albümünü Joe Bousquet'nin sözleriyle özetleyecek olursam: "Yaralarım benden önce de vardı, ben onları bedenimde taşımak için doğmuşum."

"Ölülere Ninniler"i aşağıdaki bağlantılardan dinleyebilirsiniz:





27 Eyl 2016

Yepyeni Yerli Noise Pop Grubu Housing Crash'ten İlk Şarkı Geldi: "Pocket Full Of Years"


Erken dönem 90'ların noise ve shoegaze müziğinden etkilenen yepyeni yerli grubumuz Housing Crash ilk şarkısını Trip'te kaydettiği bir video kliple yayımladı.

İstanbul'da noise semalarında yola koyulan "Housing Crash" isimli yerli bir grup sessiz sedasız ilk şarkısını bir video klip ile YouTube'da tanıttı. Davulda Murat Yakupoğlu, gitarda Paul Osterlund ve Todd Gibson, bas gitarda ve vokalde ise Matt Loftin yer alıyor. "Bunun neresi yerli?" diye soracak olursanız, grup üyeleri daha önce Foton Kuşağı, Kutu, In Hoodies ve The Young Shaven gibi isimlerle çalışmıştı; ki baterist Murat Yakuoğlu hâlâ In Hoodies'te çalıyor.

Geç dönem 80'ler ve erken dönem 90'lar Britanyasında ortalığı kasıp kavuran "beautiful noise" kuşağı bu kısa dönemlik fırtınadan sonra britpop'ın piyasaya girişiyle yaprak dökümü gibi birer birer dağıldılar. Ancak ardından çok güçlü bir etki bıraktılar. Hiç kuşkusuz müziğe olan katkıları ve getirdikleri yenilikler alternative rock müziğinde bir dönüm noktasıydı. Bu kadar sağlam temellere dayanan bir müziğin yeniden doğuşuna tanıklık etmekteyiz. Gürültünün en güzel hali olan noise müzik Ride, My Bloody Valentine, The Jesus And Mary Chain ve Sonic Youth ile anatomisi çizilmişti. Bugün müzik dünyasını virüs gibi ele geçiren electronic müziğe inat yeniden sahneye inen "beautiful noise" kuşağının kilometre taşları My Bloody Valentine, Ride, Slowdive, Lush ve The Jesus And Mary Chain ve onların arkasından yürüyen underground gruplar sahneyi onlara kaptırmamakta kararlı.

Housing Crash'in müzikal yolcuğunu grubun Bandcamp hesabında kendilerine verdikleri "noise pop" ve "shoegaze" etiketiyle öngörebiliriz. Fakat bu debut single şarkının tam anlamıyla bir noise pop ya da shoegaze olduğunu söylemek çok güç. Progressive rock belki daha uygun olabilirdi. Gitarda daha fazla noise, reverb ve feedback kullanılmasını, sözlerin daha soyut olmasını ve vokalin kararlı ancak daha durgun olmasını umut ediyorum. Üstelik gürültüye güzellik katacak bir female yüz görmek daha naif olurdu. Hoş, bu haliyle de Catherine Wheel'in geç dönem kayıtlarına biraz benzetmiş olsam da "I Love Gasoline" tadında bir şarkı için beklemekten yanayım.

Housing Crash umut vadeden henüz çok yeni bir yerli grubumuz olarak sizden desteklerini bekliyor. Bu topraklara çok yabancı olan noise müziğin yeni yeni yeşermesi benim gibi shoegaze, indie, noise ve avangard müzik dinleyicileri tarafından mutlulukla karşılanacağına inanıyorum.

İlk kaydını Kadıköy'de Trip'te yapan Housing Crash 1 Ekim'de 23:00'da Peyote'de Tight Aggressive'in düzenlediği yıldönümü partisinde sahne alacak. Grubun bir sonraki konseri  18 Kasım'da Karga'da. Takipteyiz!

19 Eyl 2016

Keşif Sahnesi: Audrey


Keşif sahnemizin bu haftaki adresi İsveç. Dört tatlı kadının post-rock, indie, dream pop semalarında uçarken kış şarkılarıyla içimizi nasıl ısıttığını bi' görelim istiyorum.

2002 yılında İsveç'in Gothenburg kentinde dört kız arkadaşın (gitarda Victoria Skoglund, davulda Anna Tomlin, çelloda ve klavyede Emelie Molin bas gitarda Rebecka Kristiansson) birlikte kurduğu Audrey, İskandinavya soğuğunu şarkılarla ısıtmak için yola çıktı. Kurulduğu yıl bir dizi konser verdi. 2003'te ilk demo kayıtlarını bitirdi. Kendi elleriyle hazırladıkları 500 baskının tamamını sattılar. Daha sonra bir EP albüm çıkarmak için plak şirketi arayışına girdiler. Almanya'da birtakım konserler veren Audrey, 5 şarkıdan oluşan "Audrey EP" isimli ilk kısaçalar albümü 17 Ağustos'ta yayımladı. Dream pop, ambient ve soft bir female vokale ekledikleri çelloyla son derece huzurlu, naif ve sakin şarkılardan oluşan bu debut EP, Audrey'in müzikal kariyeri açısından çok iyi bir başlangıç oldu. Klasik nordik melodilerin son derece başarılı bir şekilde icra edildiği albümde "Triumphal Arch" ve "We Thought We Were Ghosts, But We Are Feathers" şarkılarının naifliği direkt göze çarpsa da diğer üç şarkı da gayet başarılı olmuştu.



Audrey bu sıcacık kış şarkılarının üstüne bir stüdyo albümü çıkarmak için stüdyoya girdi. 2 yıl sonra 9 Mayıs'ta Tenderversion Records etiketiyle "Visible Forms" isimli debut LP albümünü yayımladı. 9 şarkılık bu albümde gözüme çarpan ilk değişim post-rock'a doğru hafif bir seyrelme olduğu yönündeydi. Her şey aynı güzellikteydi. Yine soft bir vokal, dream pop öğeler ve çello vardı ancak inceden bir sert hava ve agresyon söz konusuydu. Çello daha bir kararlıydı, davullar daha bir ritmik çalıyordu. Ancak EP albüm kadar başarılı olduğunu söyleyemem. Yine de nordik müzik arasında başarılı bir albüme imza atmıştı Audrey.



17 Nisan 2008'de yeni bir albüm daha yayımlayan grup bu kez daha iddialı kayıtlarla karşımızdaydı. İyiden iyiye post-rock'a kanalize olan ama aynı zamanda kendi öznelliğinden de ödün vermeyen Audrey içerisinde birbirinden güzel şarkılar barındıran "The Fierce And The Longing" albümüyle sesini daha fazla duyurdu. Özellikle "Big Ships" en sevilen şarkıları arasında yer aldı. "Carving And Searching", "Horses Are Honest" ve "The Sliver" albümden benim favori parçalarım. Gayet başarılı birer post-rock çalışmaları olan bu şarkılarda kullanılan ritimler ve çellolar Audrey'i diğer post-rock ve nordik gruplardan ayrı bir kefeye koyuyor.



Audrey en iyi şekilde kendini ifade ettiği bu albümden sonra bir dizi konser verip kayıplara karıştı. Resmi internet sitesinde konuyla ilgili bir açıklama yok. Ancak 7 yıllık sessizliğin tek bir açıklaması olabilir, o da grubun dağıldığıdır.

10 Eyl 2016

Keşif Sahnesi: Astrocowboys

Haftalık keşif sahnemizin bu haftaki adresi Rusya. Shoegaze, post-punk ve synth öğeleri lo-fi tekniğiyle başarılı bir şekilde bir araya getiren Astrocowboys sandığınız gibi değil.

Eleştire eleştire yerin dibine soktuğumuz modern müzik o kadar da kötü olmasa gerek. Teknolojinin analog kültürü öldürdüğü doğrudur fakat yaratıcılığı öldürdüğünü sanmıyorum. Yaratıcılık sanatın her dalında olduğu gibi müzikte de farklı bir boyuta taşındı. Bana kalırsa ben yine analog dönemi tercih ederdim fakat günümüz adına karamsar olmamak gerekiyor. XX. yüzyılın tüm trendleri, sanat ve moda akımları, kültürel birikimi ve zenginliği hâlâ üstünlüğünü koruyor ve yeni çıkan her şeyi etkilemeye ve onlara esin kaynağı olmaya devam ediyor, edecek de. Müzik de tıpkı bilim ve felsefe gibi kümülatif ilerleyen, üstüne bir şeyler katarak yeni tatlar yaratan bir sanattır. Astrocowboys olayı tam da bu noktadan yakalamış. Geçmişin tüm güzel retro tatlarını bir arada toplayıp düşük kayıt yöntemiyle müzik dünyasında pek az rastladığımız öznel bir tarz yaratmış. Astrocowboys dinlerken Joy Division ritimlerini, New Order synth'lerini, My Bloody Valentine reverb'lerini ve Skywave vokalini aynı anda hissedebilirsiniz.

St. Petersburglu Astrocowboys hakkında çok az bilgi var maalesef. Hatta bu tavşan maskeli dostumuz ismini bile paylaşmaktan alıkoymuş kendini. 2010 yılında başladığı müzik kariyerine demo kayıtların yanı sıra bir de uzunçalar albüm sığdırmış, ancak 2014'te bu tatlı projesiyi feshetmiş.

2011'de temmuz ayı sonunda ilk demo kayıtlarını elektronik ortamda paylaştıktan sonra Moskova ve St. Petersburg'da birtakım konserler vermiş, eylül ayında Crystal Castles'ın "Crimewave" şarkısını kendine has tekniğiyle yorumlamış, kasım ayında ise başarılı bir shoegaze çalışması olan "Girl With Preferences" isimli ilk single şarkısını yayımladı. Ertesi yıl 22 Kasım'da "Olympic" adını verdiği debut albümünü Bandcamp üzerinden yayımladı. 2014'e gelindiğinde mayıs ayında üç demo kayıt yayımladıktan sonra birtakım kişisel problemlerden dolayı dağılma kararı aldı.

Ardında pek bi' güzel şarkılar bırakan Astrocowboys'tan dört şarkıyı sizler için seçiyorum. Önce "Call The Police" ile başlamak istiyorum. Çünkü sözleri erken dönem 90'ların bohem havasını anımsatırken ritimleriyle ve synth'leriyle 80'lerin diskolarına götürebiliyor sizi.



"Daniel" yine "Call The Police" gibi çok güzel sözleri olan, hüzünlü ama aynı zamanda sizi dansa davet eden ritmiyle pek bir hoş şarkı. "Oh, Daniel I'm sorry to tell that no one will love you forever"...



"We Give Blood" 80'leri yad eden, retro düşleri lo-fi kalitesiyle notalara aktaran Astrocowboys'un kendini en iyi ifade ettiği şarkılardan biridir.



"Girl With Preferences" ise benim en sevdiğim şarkısıdır. My Bloody Valentine'ın bol feedback'li tatlı noise gitarıyla, 80'lerin synthesizer'ının chill sound'larını bir araya getirip kendi bohem sesini de delay yaparak ortaya harika bir şarkı çıkarmış.

14 Ağu 2016

İzlanda'ya Özgü Masalsı Bir Korku Müziği: Kira Kira


Kira Kira birçok İzlandalı artist gibi sanatın her dalında deneyselliği ve kalıpların dışına çıkıp alışılmışın dışında bir yaratıcılığı savunan karşı-sanat felsefesinin müzikal göstergesidir.

Kira Kira, multi-enstrümentalist Kristín Björk Kristjánsdóttir'in sahnede kullandığı bir isim. Aslında onun müzikal geçmişi Kira Kira projesinden önce başlıyor. 1997'den 99'a kadar múm grubunun da etkileşimde olduğu Spúnk isimli bir grupta başlamıştı müzik kariyerine. Spúnk dağıldıktan sonra kendi solo projesine başlayan Kristín, isminin kısaltılmış hali olan Kira Kira ismiyle kariyerine devam etti.

2005 yılında ilk albümü "Skotta" Smekkleysa Records tarafından çıktı. Jóhann Jóhannsson ve Hilmar Jensson gibi tanıdık isimler albüm çalışmalarında yer aldı. Albümün sanat çalışmaları ise Kristín'e ait.

Kira Kira şarkılarında kendi çocuksu vokalinin yanı sıra İzlanda'nın doğal seslerini ve küçük hayvan seslerini masalsı tınılarla buluşturup üzerine ürkütücü ambientlar ekleyerek dinleyicilerinde bir yandan masumâne duygular uyandırıp diğer yandan onları ürpertiyor. Masumiyet-kötülük çatışkısı üzerinde kafa yormak yalnızca felsefenin ve edebiyatın bir uğraşısı değildi. Kira Kira bu femoneni müzikte kullanarak bir çeşit dadaist tavırla müziğin kalıpları dışına çıkmayı başardı. "Drakula Darling" şarkısı gotik edebiyattan esinlenmiş (Bram Stoker, "Dracula", 1897) bir korku karakterinin masala aktarılmış halidir. Drakula kötülüğü temsil etse de içinde bulunduğu atmosfer aslında bir çocuğun hayal dünyası kadar masum. Ancak ne masumiyet tam anlamıyla bir masumiyet, ne de kötülük tam anlamıyla bir kötülük. Bir yandan yavru kedi sesleri, bir yandan müzik kutularını anımsatan sevimli melodiler, fakat diğer yandan beyni örümcekleyen grotesk gürültüler şarkıda bir kargaşa yaratıyor. Kira Kira korkuyu ve kötülüğü temsil eden karanlık sesleri direkt vermek yerine onu bir çocuğun oyun alanına indirgiyor. Ve böylece paradoksal bir evren içinde iyi-kötü, güzel-çirkin ikilemlerini kafamızda bir sorgulatmaya sevk ediyor.



İkinci albümü "Our Map To The Monster Olympics" 2008'de yayımlandı. Albümün kadrosu ve ekipmanları bu sefer daha zengindi. "Skotta"da kullandığı kulak tırmalayan gürültüleri bir hayli azaltmış, gitar, klavye, org, kalimba, saksafon, vibrafon, keman, trampet, ukulele, klaviola gibi çok farklı, çeşitli ve deneysel enstrümanlar kullanarak yeni bir tat yakaladı. Melodilerin biraz daha huzura kavuştuğu bu albüm gotik korku teması yerine bir çocuğun hayal dünyasını ele alıyor. Bir lunapark ve hayvanlardan oluşan canavarlar yeni albümün temasına konuk oluyor. Şarkılar nispeten daha huzur verici. Korku atmosferinden arınmış, İzlanda'ya özgü sevimli tınılar yoğun bir şekilde kullanılmış. Ancak yer yer önceki albümden esintiler bazı şarkılarda hissedilebilir.


2012'de çıkarılan son albüm "Feathermagnetik" yine birçok enstrümanın kullanıldığı yoğun bir ambient albüm olmuş. "Skotta"daki korku temasından iyiden iyiye vazgeçen Kira Kira, masalsı tınıları da bir kenara bırakıp ambient, dark ambient ve drone semalarında yoluna devam etmiş. Aslında korkuyu dolaylı yollarla dinleyiciye aktarmak yerine doğrudan aktarımı olan dark ambient müziğini de kalıplar çerçevesinden yapmak yerine daha deneysel bir yöntemle yapmayı tercih etmiş. Bu da tam olarak Kira Kira'nın müziğinin ana karakterini oluşturan bir özellik. Şarkılarında mutlak suretle "Icelandic" dediğimiz İzlanda'ya özgü sesler kullanarak İzlanda'nın soğuk havasını şarkılarında hissettiriyor. Bu albümde herhangi bir neşe veya ışık söz konusu değil. Ancak Kira Kira burada da bir paradoksa nokta basıyor. Albümün sanat çalışmasında beşinci şarkı "Leave a Light On"un şarkı sözleri olan "Leave a light on for love. We can't see in the dark" notunu bırakarak sevgiye bir gönderme yaparken şarkılardaki karanlık hava çelişki yaratıyor. Kısacası Kira Kira gerek sanat çalışmaları, gerek yaptığı özgün/deneysel müzikle, gerekse de vermek istediği mesajla kalıpların dışına çıkarak neo-dadaist bir çizgide, müzik literatüründe "horror pop" dediğimiz bir tarzı icra ederek kategorize edilmeyecek bir alanda yer alıyor. İzlanda'nın coğrafi konumu, iklimi, atmosferi ve gelenekselciliği İzlandalı müzisyenlerde yaratıcılığı üst düzeylere çıkararak sanatta ve müzikte özerk bir hâkimiyetin temsiliyetini ortaya koyuyor. Müziğe karşı müzik, sanata karşı sanat.

11 Ağu 2016

Kıyıda Köşede Kalmış Bir Shoegaze Grubu: Silvania


Britanya'da shoegaze rüzgarlarının estiği bir dönemde İspanya'da Mario Silvania ve Cocó Ciëlo tarafından kurulan Silvania hak ettiği değeri görmeyip kayıp giden birçok independent gruptan biriydi.

80'lerin ortasında Cocteau Twins ve The Jesus And Mary Chain shoegaze'in ana hatlarını belirlerken erken dönem 90'lara geldiğimizde My Bloody Valentine, Ride, Slowdive gibi shoegaze müziğin kilometre taşları, yoğun noise öğeler, distorsiyonlar, reverbler, feedbackler, ambientlar, ürkek bir vokal ve esnek şarkı sözleriyle shoegaze'in son hâlini formalize etmişlerdi. Tam da bu dönemde, 1990 yılında My Bloody Valentine, Cocteau Twins ve Brian Eno gibi isimlerden ilham alan Perulu Mario Silvania ve Cocó Ciëlo ikilisi shoegaze'in çok yabancı olduğu bir ülkede Silvania'yı kurdular. 1992'de dört şarkılık ilk EP albümü "Miel Nube Hiel"i çıkardıktan bir sonraki yıl ilk LP albümü olan "En Cielo de Océano"yu Elefant Records etiketiyle piyasa sürdüler. Bol ambientlı, reverblü gitarlarla, soyut bir vokalle Slowdive'ı anımsatan Silvania "Sé Girasol", "Amor Imposible (Belking's Cover)", "El Alba Es Un Ala" ve "Un Bosque En La Memoria" gibi şarkılarıyla Britanyalı shoegazerların birçoğundan daha başarılıydı. Ancak 94'te çıkardıkları "Paisaje III" albümünde birtakım bozulmalar başladı. Yine ambient ve dream pop öğeler var ancak electronic melodiler ve rahatsız edici bir ritim şarkılara eşlik etmeye başlıyor. Ve bozulma her yeni albümde daha fazla artıyor. Her yıl üst üste yeni bir albüm yayımlayan ikili artık electronic hatta dub bir grup haline geldikten sonra 98'de altıncı ve son albümleri olan "Compo De Espirales Arboles Secuencias Posibles"i yayımlayarak ortadan kayboldular.


21 May 2016

Chillwave'in Düşsel Hâli: Washed Out



Geçmiş özlemdir, chillwave ise geçmişe özlemdir. Düşük kaliteli lo-fi kayıtlar, hareketli melodiler ve dans ettiren ritimlerin arasında derinden gelen bir dream vokal. İşte chillwave'i electronic müzikten ayıran en önemli nokta budur; yoğun duygu yüklü soundlar.

Retro psychedelic temaların popüler olduğu 2000 sonrası müzik dünyasında teknolojinin de iyice gelişmesiyle electronic müzik bir hayli dallanıp budaklanarak sayısız alt-janrlar oluşturmaya başladı. Chilwave'i electronic müzik kapsamına sokmak tam olarak doğru olmaz. Çünkü hem dream pop'tan, hem indie'den, hem psychedelic müzikten, hem de chill müzikten parçalarla oluşan bir tarz. Hatta shoegaze öğeleri de şarkılarda bulmak mümkün.

Washed Out 2009 yılında Ernest Greene tarafından Amerika'nın Georgia eyaletinde Perry şehrinde kuruldu. 82 doğumlu Ernest Greene müzik kariyerine başlamadan önce Bedroom adlı dream pop grubuyla bir süre çalıştı.

İlk albüm çalışması olan "High Times" 9 Eylül 2009'da kaset formatında çıktı. 12 şarkılık bir EP olan bu albüm lo-fi müziğin en iyi örneklerinden biridir. Retro öğelerin bolca kullanıldığı bu albüm diğer chillwave gruplarına nazaran daha melankoliktir ve nostaljiktir. Belong, Olivia, Pull You Down albümdeki en güzel şarkılardır diyebilirim. Tam anlamıyla dans ettirirken birden ağlatır. Ama dans etmeye devam edersiniz.


Ernest Greene bir hafta sonra "Life Of Leisure" adlı bir EP daha yayınladı. Ernest Greene'in eşi Blair Greene de harika female vokaliyle şarkılara eşlik etti. Bu albüm Washed Out'un bir anda müzik dünyasında popülarite kazanmasını sağladı. İlk başlarda ev partilerinde çalan Washed Out 2010'da Pitchfork Music Festival'a davet edilmişti. Konsere "Feel It All Around" ile başlayan grup tüm dikkatleri üzerinde toplamayı başarmıştı. Zira bu şarkı Washed Out'un en popüler, en sevilen şarkısıdır. Hatta Portlandia adlı bir dizinin açılış soundtrack'i olmuştu.



Nisan 2011'de Sub Pop Records ile yeni bir albüm çıkaracağını duyuran Ernest Greene, 12 Temmuz'da debut albüm "Within And Without"u piyasaya sürdü. Bu ilk uzunçalar albüm Billboard ve UK Albums Chart listesine girdi. Müzik eleştirmenlerinden de olumlu not alan bu albüm ilk hafta 15 bin kopya satmayı başardı. Albümde aynı zamanda New York'lu müzisyen Caroline Polachek de You And I adlı şarkıda kışkırtıcı vokaliyle yer aldı. Amor Fati adlı şarkının video klibi İzlanda'da çekildi. Albümde bir tane şarkı bile yok ki, kötü olsun. Tarz olarak dream pop'a biraz daha yakınlaşan Washed Out hem üzüp hem de dans ettirmeye devam ediyordu. Amor Fati albümün en popüler parçası olsa da ben A Dedication adlı bu yara deşen şarkıyı buraya bırakıyorum.



2013 Haziran'ına geldiğimizde yeni albüm Paracosm'dan ilk single şarkı It All Feels Right ve hemen ardından Don't Give Up yayınlandı. 13 Ağustos'ta iste yine Sub Pop ile yeni albüm Paracosm yayınlandı. Chillwave gruplarının birer birer çizgilerini bozduğu bir dönemde eski halinden hiçbir şey kaybetmeyen, aksine çok şey katarak mükemmel bir albüm ortaya koyan Ernest Greene yine birçok müzik listesinde yerini aldı ve albüm ilk hafta 13 bin satmayı başardı.



Washed Out bu arada birçok cover şarkıya da imza attı. Bunlardan biri Chris Isaak'in efsane Wicked Game'i oldu. 90'ların romantik new wave öğeleriyle yoğrulmuş bu şarkıyı bir de chillwave haliyle dinleyin.



Yazıyı Ernest Greene'nin kendi Spotify adresinde hazırladığı playlistten bir parça ile sonlandırıyorum. Washed Out'un kimlerden ilham aldığına dönüp bir bakın istedim.

13 May 2016

İzlanda'nın Huzurlu Tınıları: Parachutes


Parachutes 2003'te Reykjavík'te Alex Somers ve Scott Alario tarafından kurulmuş İzlandalı deneysel müzik grubudur. Janr olarak post-rock kalıbına sokanlar da var, ambient kalıbına sokanlar da var. Ancak Parachutes diğer birçok İzlandalı grup gibi salt bir janra sığamayacak kadar yaratıcı ve özgün bir gruptur. Bu tarz grupları Icelandic olarak ele almak en doğrusudur. Çünkü dünyanın başka yerinde böyle müzik yapan gruplar yok. Bana sorarsanız bunlar kedi şarkılarıdır. Uykucu ve miskindir. Huzurlu ve sakindir. Múm, Mógil, Kira Kira, Jónsi, Amiina, Grúska Babúska... bu tarzda müzik yapan sayılı gruplardır.


Son derece başarılı bir EP albüm olan "Tree Roots" (2008) Kópavogsdætur, Amiina ve Jónsi'nin katkılarıyla yaratılmıştır.

Grup ilk albümü "Parachutes"ü 2003'te Boston'da kaydetti. Ardından 2004'te İtalya Tuscany'de ilk uzunçalar albümünü yayımladılar. Albüme birlikte yaşadıkları köpeğin ismi olan Susy'yi verdiler. 2008 yılında Reykjavik'te "Tree Roots" adında bir EP albüm çıkardılar. Nitekim İzlanda'da olmanın ve İzlandalı müzisyenlerin dokunuşlarının olduğu bu albüm diğer albümlerden sonra derece farklıdır. Son olarak 2008 yılında "Tour EP" adını verdikleri minik bir albüm daha yayımladıktan sonra bir dizi konserler verdiler ancak uzun bir süredir sessizliğini koruyorlar.

Sözü daha fazla uzatmadan sizi Parachutes'ten seçtiğimiz iki şarkıyla baş başa bırakıyorum.

10 May 2016

İzlanda'nın Buğulu Sesi Mógil









İzlanda, Reykjavik çıkışlı ambient, folk, experimental şirin mi şirin bir grup. Hani tarz olarak işte budur diyemiyoruz. Tanımlaması çok zor bir grup Mógil. Enstrümanları oyuncak gibi kullanıyorlar: kuş cıvıltıları, zil sesleri, saksafonlar ve bazen bir operayı titretecek kadar güçlü bir vokal, bazen de bir kediyi uyutacak kadar narin bir vokal. 2008 çıkışlı ilk albümleri "Ró" bir kilisede kaydedilmiş. 2011'de "Í Stillunni Hljómar" adlı bir başka albümleri de var. son olarak geçen yıl "Korriró" adlı bir albüm daha piyasaya sürdüler.


İlk albümleri "Ró" nispeten daha deneysel bir albüm olmuş. Şarkılarda bolca zil sesleri, ince tınılar, İzlanda'ya has enstrümanlar kullanılmış. Nevi şahsına münhasır bir tarz ortaya koyulmuş.



İkinci albüm "Í Stillunni Hljómar" ise enstrümanlarla oynamaya biraz ara verilmiş, daha az enstrümanla daha güçlü bir ses kullanara yaptıkları müziği biraz daha sertleştirmişler, hatta horror pop'a kadar ilerlemiş diyebiliriz. Ama "Nátttröllið" için harika bir deneysel post-rock parçası diyebiliriz.



Son albüm "Korriró" ise artık Mógil adına rayların iyice oturduğu albüm diyebiliriz. Acaba? Her albümde enstrümanlarla oynamayı seven, müziğe alışılmışın dışında farklı tatlar katan, alengirli işler yapan Mógil bir sonraki albümünde bizi yine şaşırtabilir. Yine de son albümün en iyi parçası olarak düşündüğüm "Tungustapi" muhteşem bir çalışma olmuş. Kendilerini en kısa zamanda İstanbul'a bekliyoruz.

Yerli Darkwave Grubu Jakuzi İle Tanışın









Kutay Soyocak ve Taner Yücel ikilisinin oluşturduğu; darkwave, dream pop ve synthpop öğelerini Türkçe sözlerle ve Türkçe fantezi müzikle sentezleyen yepyeni başarılı bir yerli grup: Jakuzi.

Geçtiğimiz ay henüz yayımlanmayan yeni albümden ilk single parçası olan "Koca Bir Saçmalık" adlı şarkısına retro psychedelic bir klip çekerek müzik dünyasına hızlı bir adım atan Jakuzi, geçmişe özlem bu kliple New Order ve Depeche Mode tadında bir tat bırakıyor zihinlerde. Sözlerdeki bohemlik, vokalin tonu, başarılı synthesizerlar, post-punk ritimleri ve retro figürleriyle tam anlamıyla geçmişe uzanan bir atmosfer söz konusu. Şarkının sözlerinde bir kırgınlık, bir sitem var: "Ne zaman bir şey istesem, bana verilen koca bir saçmalık".



Geçtiğimiz günlerde grubun ilk albümü "Fantezi Müzik" Domuz Records etiketiyle dijital ortama sunuldu. Albüme genel bir bakış attığımızda Jakuzi çok büyük şeyler vadediyor diyebilirim. Nispeten "Bir Düşmanım Var" şarkısı albümün ismiyle uyumlu bir sounda sahip, yine başarılı synthlerle, vurucu sözlerle ve saksafon soloları ile albümün en iyi şarkılarından biri olduğunu ve dream pop'a göz kırptığını söyleyebilirim.


Kısacası yerli gruplardan belki de en çok şey vadeden grubudur demek yanlış olmayacaktır Jakuzi adına. Ayrıca grup ilk konserini 15 Mayıs'ta Arkaoda'da verecek. Etkinliğin adresine şuradan ulaşabilirsiniz.

Albümün tamamını buradan dinleyebilirsiniz: