Seçkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Seçkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Oca 2017

Seçki: Creation Records'un Müzik Dünyasına Kattığı Efsaneler


My Bloody Valentine, Slowdive, Ride, The Jesus And Mary Chain, Oasis, Primal Scream ve daha birçok grubu ortaya çıkaran Creation Records 90'ların kayıp jenerasyonunun en önemli temsilcisiydi.

Gerçek bir müzik kurdu olan Alan McGee tarafından 1983 yılında Londra'da kurulan plak şirketi Creation Records, Britanya müziğini dünyaya tanıtan küçük bir plak şirketiydi. Kurulduğu dönemde Britanya'da post-punk rüzgarları esiyordu. Öte yandan yeni yeni filizlenen bir indie jenerasyonu da sivriliyordu. İngiltere'de birtakım konserler düzenleyen McGee burada Primal Scream ve The Jesus And Mary Chain'i keşfetti. 1983'te açılışı The Legend!'ın "'78 in '83" single'ıyla yaptı. 1984'te The Jesus And Mary Chain'in ilk single parçası "Upside Down", ertesi yıl ise Primal Scream'in ilk single parçası "All Fall Fown" Cretion Records etiketiyle yayımlandı. 1987'de McGee'nin yan projesi Elevation Records Primal Scream'in debut stüdyo albümü "Sonic Flower Groove"u yayımladı. Creation Records'un asıl çıkış noktası ise My Bloody Valentine ile anlaşmasıyla oldu. 1986'da Creation'ın diğer menajeri Joe Foster tarafından keşfedilen ve prodüktörlüğü üstlendiği "The New Record by My Bloody Valentine" EP'sinden 2 yıl sonra My Bloody Valentine'ın shoegaze çizgisine geçtiği "You Made Me Realise" ve "Feed Me With Your Kiss" EP'leri Creation Records etiketiyle yayımlandı. Aynı yıl shoegaze tarihinin en önemli albümlerinden "Isn't Anything" yayımlandı. 1988'de The House of Love 80'lerin en iyi alternative albümlerinden "The House of Love" albümünü yayımladı. Aynı yıl içinde iki büyük albüm yayımladıktan sonra 89'da Primal Scream yeni albüm yayımladı, The House of  Love, Creation'dan ayrıldı, Ride, McGee tarafından keşfedildi. 1990'da Ride efsane "Nowhere" albümünü yayımladı. Slowdive Creation'a katıldı ve ilk EP albümü "Slowdive"ı yayımladı. Bu sırada My Bloody Valentine yaklaşık 2 yıldır stüdyoda yeni albüm kayıtlarında iken plak şirketine ciddi masraflar çıkarıyordu. 1991 yılı Creation Records'un altın çağıydı. My Bloody Valentine tüm zamanların en iyi albümlerinden "Loveless"ı, Slowdive "Just For A Day"i, Swervedriver "Raise"i, Primal Scream "Screamadelica"yı, Teenage Fanclub "Bandwagonesque"yi yayımladı. 1992'de Sugar'ın "Copper Blue"su öne çıktı.  1993 yılı da son derece dolu bir yıldı. Slowdive "Souvlaki"yi, Swervedriver "Mezcal Head"i, The Boo Radleys "Giant Steps"i yayımladı. Yine Oasis bu yıl içinde Creation ile anlaşmış, 1994'te ilk stüdyo albümü "Definitely Maybe" albümünü yayımlayarak tüm dünyaya adını duyurmuş. 1995'te Oasis tüm zamanların en iyi albümlerinden "(What's the Story) Morning Glory?" albümüyle Oasis vs. Blur tartışmasını başlatmış. Bu arada Slowdive son albümü "Pygmalion"ı yayımlayarak dağılmıştı. Creation Records en önemli gruplarını kaybettikten sonra her şeyi tadında bırakıp dükkanı kapattı.

Şimdi tüm zamanların en iyi alternative, indie, shoegaze, britpop gruplarını müzik dünyasına tanıtan bu efsanevi plak şirketinden en güzel 20 şarkıyı listeleyip yazıyı tamamlıyorum.

20. The Times - Manchester
Londralı post-punk grubu The Times 1980'den bu yana 14 stüdyo albümü yayımlamış, bunlardan yedisini Creation Records etiketiyle çıkarmıştı. 1989 çıkışlı "E For Edward" albümünden "Manchester" isimli şarkısını (iyi bir başlangıç olsun diye, yoksa bu şarkıya son sırada yer vermek bence de ayıp) listenin açılış şarkısı olarak seçiyorum. Let the independent begin!



19. 3 Colours Red - Beautiful Day
Listenin ikinci durağı yine Londra'dan. 1996'da kurulan alternative rock grubu 3 Colours Red, 1999 yılında yayımladığı "Revolt" albümünden "Beautiful Day" isimli şarkısını listede yer vermek istedim. Hep mi shoegaze?



18. Velvet Crush - Why Not Your Baby
Dinleyince bizi Teksas ve Arizona çöllerine götüren, country müziği indie rock ile buluşturan Velvet Crush 1995'te yayımladığı "Teenage Symphonies to God" isimli pek sevimli albümünden "Why Not Your Baby" şarkısını çok seveceksiniz. Shoegazerlar hariç. Sizi biraz daha bekleteceğim.



17. The Weather Prophets - Almost Prayed
Indie rock'ın unutulmuş gruplarından The Weather Prophets Creation Records tarafından keşfedilmiş, piyasaya sürülmüş bir gruptur. 1986'da yayımladığı "Almost Prayed" isimli EP albümünden "Almost Prayed" şarkısıyla listeye devam ediyorum.



16. BMX Bandits - That Summer Feeling
İskoçyalı indie pop grubu BMX Bandits 1986'dan bu yana 11 stüdyo albümü yayımlamış, bunlardan üçü Creation etiketiyle piyasaya sürülmüş. 1993 çıkışlı "Life Goes On" albümünden "That Summer Feeling" şarkısıyla listeye biraz tatlılık katıyorum.



15. Felt - Rain of Crystal Spires
Cherry Red ile Creation arasında gidip gelen ve jungle rock olarak kategorize ettiğim bu harika grup 1979'dan 1989'a kadar 10 albüm yayımladı. 1986'da yayımladığı "Rain Of Crystal Spires" EP albümünden "Rain Of Crystal Spires" şarkısını 15. sıradan yer veriyorum. 
Not: Elizabeth Fraser ile düet yaptığı "Primitives Painters" şarkısını ölmeden önce dinleyin.



14. Medicine - One More
Ve nihayet shoegaze'e başladık. Biraz gürültülü bir başlangıç olacak Medicine ile. Los Angelslı noise pop, shoegaze grubu Medicine'ı The Crow filminden tanıyacaksınız. "Time Baby III" isimli harika şarkı kendilerine ait. Ancak biz Medicine'ı yoğun noise gitarlarıyla biliyoruz. Ve 1991'de yayımladığı debut LP albümü "Shot Forth Self Living"den "One More" isimli şarkı ile shoegaze şarkılara başlıyorum.



13. The Boo Radleys - Lazarus
1988'de İngiltere'de kurulan shoegaze grubu The Boo Radleys 1993'te yayımladığı ve nispeten en başarılı albümü olan "Giants Steps"ten "Lazarus" isimli harika şarkısını 13. sıradan yer veriyorum. Shoegaze'e biraz reggae dokunmuş gibi hissedebilirsiniz.



12. Adorable - Sunshine Smile
3 yılda 2 albüm yayımlayıp "yeter bu kadar çaldığımız, haydi olaysız dağılalım" diyerek kariyerini sonlandıran Adorable, shoegaze koleksiyonerlerinin klasikleri arasında yer alır; tabii Creation Records'un da. 1992'de yayımladığı "Sunshine Smile EP"sinden çok sevdiğim "Sunshine Smile" şarkısını 12. sıradan yer vererek yavaş yavaş Creation'ın ağır toplarına doğru yürüyelim.



11. Hurricane #1 - Step Into My World
Ride'ın gitaristi Andy Bell'in de dahil olduğu OX4 armalı britpop grubu Hurricane #1 96'da kurulup 99'da dağılmış, 2015'te yepyeni bir albümle yeniden birleşmiş ve geçtiğimiz yıl bir albüm daha yayımlamıştı. Hurricane #1'nın 1997'de yayımladığı ve "self titled" albümü "Hurricane #1"dan "Step Into My World" şarkısı grubun en sevilen şarkısıydı. Britpop'ın yükselişte olduğu bir dönemde gayet güzel bir çıkış yakaladı.



10. Oasis - Live Forever
Hepimizin tanıdığı, tüm zamanların en iyi alternative rock gruplarından biri olarak gösterilen Oasis, Creation Records'un belki de en büyük piyasa başarısıydı. 1996'da Knebworth'da çeyrek milyon hayranına konser vererek tüm zamanların en büyük konserlerinden birine imza atan Oasis britpop denince akla gelen ilk isimdi. 1994'te yayımladığı debut albümü "Definetly Maybe" benim gibi britpop sevmeyenlerin sevebileceği şarkıların olduğu piyasa harikası bir şarkıydı. Albüm kapak resminin The Verve'ün 1992 çıkışlı efsane "The Verve EP" albümünden esinlenerek yapıldığı da aşikar (bence).



9. Teenage Fanclub - Start Again
Indie rock'ın güzide gruplarından İskoçyalı Teenage Fanclub her ne kadar "Bandwagonesque" albümüyle zirve yapsa da bence "Songs From Nothern Britain" albümü daha naifti. Ve albümün en güzel şarkısı "Start Again" gerçek bir indie rock klasiğidir bana kalırsa. Bu kadar güzel bir şarkıyı niye sevmediniz? "I don't know if you can hear me. Somethings I'd change but it's too late".



8. Primal Scream - Movin' on Up
Alan McGee'nin keşfettiği en önemli gruplardan İskoçyalı Primal Scream neo-psychedelia sularında yüzdüğü "Sonic Flower Groove" albümünden sonra 1991'de yayımladığı "Screamadelica" ile 90'ların en iyi albümlerinden birine imza attı. Müzik otoritelerinin hâlâ öve öve bitiremediği bu masterpiece albüm acid house türünün ilk ve definitive örneklerinden biriydi. "Movin' on Up" saykedelik bir dansa davet ediyor.



7. The Telescopes - Flying
Space rock'ın en önemli temsilcilerinden İngiliz grup The Telescopes 1989'da yayımladığı "Taste" albümüyle shoegaze çevrelerinin başucu albümlerinden biri olmayı başardı. Birçok shoegaze ve dream pop grubuna ilham kaynağı olan The Telescopes 1992'de yayımladığı "The Telescopes" albümünü Creation Records etiketiyle çıkarmıştı. "Flying" albümden en sevdiğim şarkı olup listede 7. sıradan yer veriyorum.



6. The House of Love - Shine On
Shoegaze gruplarının esin kaynaklarından İngiliz alternative rock grubu The House of House proto-shoegaze diyebileceğimiz 1988 çıkışlı harika debut albümü "The House of Love" ile Creation Records'un ilk başarılı işlerinden biriydi. "Shine On" albümün en güzel şarkısıdır. Ben de listenin 6. sırasında yer veriyorum bu harika şarkıya.



5. Swervedriver - Rave Down
OX4 armalı Ride ile aynı şehrin çocukları olan Swervedriver diğer shoegaze gruplarının aksine farklı bir stile sahip olsa da yaptığı albümler shoegaze tarihinin en önemli albümleri arasında yerini almış, birçok shoegaze grubuna esin kaynağı olmuştu. 1991 yılında yayımladığı "Raise" ve 1993 yılında yayımladığı "Mezcal Head" albümleri müzik otoriteleri tarafından alkışlanmıştı. Listenin 5. sırasına en sevdiğim şarkısı "Rave Down"ı bırakıyorum.



4. The Jesus And Mary Chain - Upside Down
"Joy Division were particularly awful. Joy Division were shit. Joy Division were fucking rubbish..." Bu sözler 1986'da bir Belçika televizyonunda konuşan Jim Reid'e ait. İlhamlarını Sex Pistols ve The Velvet Underground'dan alan, gürültüyü ve şiddeti aşk, seks ve uyuşturucu içerikli sözlerle birleştiren, rock and roll'la kavgalı, sahnelerden kovulan, konserleri 20 dakikadan uzun sürmeyen The Jesus And Mary Chain, Creation Records'un ilk göz bebeğiydi. Ve ilk single kaydı "Upside Down"ı McGee tarafından çıkardı. "Psychocandy" ile 80'lerin en iyi albümlerinden birine imza atarak shoegaze müziğin de temellerini atan The Jesus And Mary Chain'in bu harika şarkısını 4. sıraya koyuyorum.



3. Slowdive - Alison
1989'da Reading'de kurulan Slowdive Creation Records'un en önemli isimlerindendi kuşkusuz. Alan McGee ile anlaştıktan hemen sonra 1990'da yayımladığı debut EP albümü "Slowdive" ile dikkatleri üzerine çekti. Ertesi yıl üst üste yayımladığı EP'ler sonrası ilk uzunçaları "Just For A Day" çok kötü yorumlar almıştı. Kimse bu denli yoğun melankolik, bunalım dolu shoegaze albümü beklemiyordu. Ancak 93 yılında yayımladığı "Souvlaki" ile Creation Recods tarihinin en önemli albümlerinden birine imza atmayı başardı. "Just For A Day"e yapılan haksız eleştirilerden sonra müzik dergileri bu albüm karşısında Slowdive'ın önünde eğilerek "Alison"ı saygıyla selamladı, ben de listenin 3. sırasında yer verdim.



2. Ride - Vapour Trail
Shoegaze, noise ve indie öğelerin muhteşem bir harmoniyle buluştuğu en iyi albüm hiç şüphesiz ki Ride'ın 1990 çıkışlı "Nowhere" albümüdür. Shoegaze tarihinin en önemli albümlerinden biri olan bu efsane albüm müzik otoritelerinin "masterpiece" diyerek tam not verdiği shoegaze dinleyicilerinin başucu albümüdür. Listenin 2. sırası tüm zamanların en hülyalı şarkısı "Vapour Trail"e ait.




1. My Bloody Valentine - Only Shallow
Shoegaze müziğinin kutsal kitabı "Loveless" 1991 yılında yayımlandığında Creation Records batma noktasına gelmişti. 2 yıldan uzun süren albüm çalışması 250 bin sterline mâl oldu. Tüm zamanların en iyi albümlerinden biri olan bu masterpiece eser müzik otoriteleri tarafından tam puan almıştı. Albümün dahiyane yaratıcısı Kevin Shields bu kadar yüksek bir rakama mâl olan albümün yalnızca Creation Records tarihinin değil, yalnızca shoegaze veya 90'ların değil, tüm zamanların en iyi albümlerinden birine imza atacağını belki de hiç bilmiyordu. Yoğun noise öğeler, distorsiyonlar, reverbler, feedbackler, ürkek bir vokal ve esnek şarkı sözleriyle bazen soyutluğun en çözülmez hâli, bazen de anlamsız bir söz diziminin alt metnindeki tepkimedir "Loveless". Salt bir duygulanımdan öte zaman ve mekan kavramlarının altüst edilmiş bir kargaşa hâlidir. Yoğun gürültünün arkasındaki ürkek bir vokal şarkıları bambaşka yerlere çekebilecek kadar güçlüdür, Bu yüzden My Bloody Valentine'ın 1991 çıkışlı "Loveless" albümünün açılış şarkısı "Only Shallow" ile listeyi tamamlıyorum. Keep calm and gaze at your shoes!

20 Oca 2017

Seçki: 4AD Records'un Müzik Dünyasına Kattığı Efsaneler


Britanyalı plak şirketi 4AD Records dream pop, shoegaze, post-punk, gothic ve ethereal wave müziğine kattığı efsane isimlerle bir plak şirketi olmaktan öte müzik dünyasının bir kültüydü.

1980 yılında Ivo Watts-Russell ve Peter Kent tarafından kurulan 4AD Records kurulduğu dönemde Britanya'da post-punk ve gothic rüzgârları esiyordu. Nitekim plak şirketi bünyesinde yayımlanan ilk kayıt Bauhaus'un "Dark Entries" isimli 7"lik single'ıydı. 4AD bir dizi single kayıtlar yayımladıktan sonra nihayet kasım ayında Bauhaus'un "In The Flat Field" isimli efsanevi uzunçalarını piyasaya sürüyor. Tabii bu sırada The The, The Birthday Party ve Modern English ile single kayıtlar yayımladığını da söylemek gerekir. 1981'de Modern English'in debut albümü "Mesh & Lace", The Birthday Party'nin debut albümü "Prayers On Fire" ve Dif Juz'un debut albümü "Labour of Love" piyasaya sürüldü. Bunun dışında birçok post-punk, gothic, avant-garde albüm yayımlandı. 4AD yeraltının karanlık seslerini keşfetmekte hiç kuşkusuz en iyisiydi. Nitekim ertesi yıl Cocteau Twins ve Rowland S. Howard ile yeni albüm yayımlayarak yelpazeyi daha da büyütüyordu. Cocteau Twins'in Simon Raymonde'sız 1982 çıkışlı "Garlands" albümü bildiğimiz Cocteau Twins'in ethereal, dream pop sound'larından bir hayli uzakta, Will Heggie'nin ritmik bass gitarıyla korkutucu bir albüm olarak gothic, post-punk müzikseverlerinin başucu albümlerinden biri olmuştu.

4AD durmak bilmiyordu. 1983'te Cocteau Twins'in ethereal wave adına bir masterpiece niteliğindeki albümü "Head Over Heels" albümü yayımlandı. Ama en ilginç olanı ise This Mortal Coil projesiydi. Ivo Watts-Russell'ın supergroup projesi This Mortal Coil 1983 yılında Elizabeth Fraser, Robin Guthrie, Lisa Gerrard, Brendan Perry, Gordon Sharp ve Simon Raymonde ile birlikte "It'll End in Tears" albümünün ilk single'ını yayımladı. 4AD Records'un bu kadar popüler olmasında çok büyük pay sahibi olan bu albümde Elizabeth Fraser, Tim Buckley'nin unutulmaz bestesi "Song to the Siren"ı seslendirmişti. 4AD'nin belki de yaptığı en iyi işlerden biriydi This Mortal Coil projesi.

Durmak bilmiyor demiştik 4AD için. Gothic müziğin kült isimleri birer birer 4AD ile birlikte kayıtlar yayımlıyordu. Xmal Deutschland ve The Wolgang Press de ilklerini yayımladıktan sonra 1984'te nihayet Dead Can Dance müzik dünyasına adım attı. 4AD'nin ismiyle bütünleşen bir grup olan Avustralya çıkışlı Dead Can Dance, grup ismiyle aynı adı taşıyan gothic, ethereal wave tadındaki debut albümünü piyasaya sürdü. Adeta Lisa Gerrard & Brendan Perry ikilisinin modern Viktoryen dönem ürünü olan bu albümü hem Dead Cand Dance için, hem de 4AD için bir kilometre taşıydı. 

4AD Records ardından sırayla Clan of Xymox, Pixies, Ultra Vivid Scene, Lush, Pale Saints, Throwing Muses, His Name is Alive, Spirea X, The Breeders, Belly, Red House Painters, Swallow, Frank Black, Mojave 3 ile birlikte çalışmaya başladı. Post-punk, gothic, ethereal, dream pop, shoegaze müziğin piyasadan silinmeye başladığı, britpop, electronic, dubstep, trip-hop gibi yeni janrların popülerleşmesiyle 4AD de bu yeni trendden kaçınamamış, GusGus, Thievery Corporation gibi isimlerle de çalışmıştı. 

2000'den sonra 4AD Blonde Redhead, Deerhunter, Beirut, Ariel Pink, The National, Neil Halstead, Rachel Goswell, St. Vincent, Daughter, The Big Pink, Iron & Wine, Bon Iver, Future Islands, Grimes, Purity Ring, TV On The Radio, Efterklang ile birlikte çalıştı ve çalışmaya devam ediyor.

Müzik dünyasına kattığı efsane isimlerle bir plak şirketinden çok daha fazlası olan 4AD Records'un bugüne dek yayımlamış olduğu kayıtlardan 20 şarkılık bir seçkiyle yazıyı tamamlıyorum.

20. Blonde Redhead - 23
Her yeni albümde yeni şeyler deneyen New Yorklu Blonde Redhead 2007 çıkışlı yedinci stüdyo albümü "23"de bir shoegaze, nugaze denemesi yaptı. Açılış şarkısını albümle aynı ismi taşıyan "23" ile yapıyorum.



19. Ariel Pink's Haunted Graffiti - Baby
Los Angelslı Ariel Marcus Rosenberg'in sahne ismi Ariel Pink modern lo-fi ve psychedelic pop müziğin kuşkusuz en fazla öne çıkan isimlerinden biri. 2012'de yayımladığı "Mature Themes" albümünden bir Donnie & Joe Emerson coverı olan "Baby" benim de en sevdiğim Ariel Pink's Haunted Graffiti şarkısıdır.




18. Beirut - Postcard From Italy
Balkan müziğini indie öğelerle birleştiren New Mexico çıkışlı Beirut 2005 yılında yayımladığı debut albümü "Gulag Orkestar" ile birlikte 2000'lerin belki de en iyi indie albümüne imza atmıştı. 4AD'nin de nitekim 2000 yıllarda yaptığı en iyi işlerden biriydi "Gulag Orkestar". Grubun ismi Lübnan'dan, albümün ismi Sovyetlerden, şarkının ismi İtalya'dan, grubun kendisi Amerika'dan.



17. Neil Halstead - Seasons
Slowdive'ın yaratıcısı ve beyni Neil Halstead'in 1995'te Slowdive'ın dağılmasından sonra Mojave 3 ile birlikte yürüttüğü solo projesinin 2001 çıkışlı debut albümü "Sleeping On Roads" ile "iyi ki başlamış" dediğimiz solo kayıtlarının en güzelini buraya bırakıyorum.




16. Deerhunter - Helicopter
Atlantalı indie, dream pop grubu Deerhunter 4AD'nin yakın dönem en iyi işlerinden biriydi şüphesiz. 2010 yılında yayımladığı "Halycon Digest" albümünden "Helicopter" şarkısı grubun en güzel şarkısı olduğu için listede 16. sırada yer veriyorum.




15. Clan of Xymox - Masquerade
Amsterdamlı gothic rock grubu Clan of Xymox'ın 1986 çıkışlı ikinci uzunçaları "Medusa" gothic müziğin etkisinin azaldığı bir dönemde daha hüzünlü, daha slow bir sound ile öne çıkıyor. "Masquerade" benim de en sevdiğim Clan Of Xymox şarkısıdır.




14. His Name is Alive - Are We Still Married?
Michiganlı dream pop grubu His Name is Alive 1991 yılında yayımladığı "Home Is In Your Head" albümü grubun müzik otoriteleri tarafından en çok puan alan albümü oldu. "Are We Still Married?" ise shoegaze'in zirvede olduğu bir yılda shoegaze, dream pop ve slowcore öğelerin birleşmesiye ortaya koyulmuş muhteşem bir şarkı.




13. The Birthday Party - Nick The Stripper
Nick Cave'in Rowland S. Howard ile birlikte The Boys Next Door sonrası grubu olan The Birthday Party 1981 yılında ikinci stüdyo albümü "Prayers On Fire"ı yayımlayıp "Nick The Stripper" şarkısına bir video klip çekti. Nick Cave'in delilik zamanları olan The Birthday Party'nin post-punk, hardcore, gothic rock ile sentezlendiği "Nick The Stripper" listenin 13. sırasında yer alıyor.



12. Lush - Ladykillers
Shoegaze'le başlayıp britpop'la bitirdiği kariyerinin en sevilen şarkısı "Ladykillers" olan İngiliz shoegaze grubu Lush'ın son albümü "Lovelife" britpop akımının kurbanı olmuş olsa da "Ladykillers" ile bu kötü tercihi toparlayıp harika bir iş çıkarıyor.



11. Mojave 3 - Love Songs on the Radio
İngiliz shoegaze efsanesi Slowdive'ın "Pygmalion" albümünü yayımlayıp dağıldığı yıl Neil Halstead ve Rachel Goswell öncülüğünde başlayan dream pop, indie folk grubu Mojave 3, 1995 çıkışlı debut albümü "Ask Me Tomorrow" ile independet müziğe adeta "sadcore" dersi vermişti. Bu kadar yoğun hüzünle yoğrulmuş albümün en huzurlu şarkısını listenin başlarına koymak isterdim fakat 4AD'nin bize anlatacakları var daha.




10. Dif Juz - A Starting Point
Instrumental post-punk müziğin en başarılı ismi kim diye sorarlarsa hiç tereddüt etmeden "Dif Juz" diyebilirsiniz. 4AD ile ismi bütünleşen gruplar arasında olan Dif Juz 1985 yılında yayımladığı "Extractions" albümüyle öne çıkıyor. "A Starting Point" ise benim favori şarkım olup listenin ortasında yer veriyorum.



9. Pale Saints - Sight of You
Shoegaze'in en önemli temsilcileri arasında olan İngiltereli Pale Saints shoegaze'in zirvede olduğu bir dönemde Primal Scream'in erken dönem kayıtlarından etkilenip tüm zamanların en iyi shoegaze albümlerinden birine imza atarak "The Comforts Of Madness"ı yayımlıyor. "Sight of You" kuşkusuz en sevdiğim shoegaze şarkılardan biridir benim de.



8. Ultra Vivid Scene - Mercy Seat
New Yorklu alternative rock grubu Ultra Vivid Scene, grupla aynı ismi taşıyan debut stüdyo albümünü 1988'de yayımlayıp "Mercy Seat" klibine bir de video klip çekerse erken dönem shoegaze şarkılarının en iyi örneğini ortaya koymuş olur. Nitekim The Jesus And Mary Chain ve The Velvet Underground'dan etkilenmek bunu gerektirir. "Mercy Seat" geç dönem 80'lerin en iyi alternative rock şarkılarından biridir bana kalırsa.



7. Red House Painters - Katy Song
Slowcore, sadcore müziğin en iyi örneklerinden biri olan Red House Painters müzik dehası Mark Kozelek tarafından 1988'de California'da kuruldu. Taşı toprağı müzik olan California'nın havasından mıdır, suyundan mıdır bilinmez müzikteki etkisi hemen hissediliyor. Şarkılarında bolca folk öğelere de yer veren Red House Painters 1983'te yayımladığı ikinci albümü "Red House Painters I" albümünden 90'ların en iyi slowcore şarkılarından biri olan "Katy Song" ile listenin 7. sırasında olmayı fazlasıyla hak ediyor.



6. Pixies - Where is My Mind?
Adını "Fight Club" dışında duyanların da olduğu Pixies 1986'da Boston'da kuruldu. Hemen 4AD'nin radarına takılan grup hem 4AD'nin, hem de kendi kariyerlerinin en iyi işlerinden birine imza atarak 1988 çıkışlı debut albümü "Surfer Rosa" ile listeleri altüst etti. Albümün en güzel şarkısı "Where is My Mind?" için tüm zamanların en iyi alternative rock şarkılarından biridir demek abartı bir yorum olmaz diye düşünüyorum.



5. Harold Budd / Elizabeth Fraser / Robin Guthrie / Simon Raymonde - Sea, Swallow Me
Harold Budd ile Cocteau Twins'in sıradışı çalışması olan bu uzun isimli tek albümlük proje 4AD tarafından yayımlanmış en güzide albümlerden biridir bence 1986 çıkışlı "The Moon And The Melodies". Klasik Cocteau Twins soundlarıyla dolu bu albümde Elizabeth Fraser'ın "Sea, Swallow Me" şarkısında İskoç aksanını kullanarak sözleri anlaşılmayan bir vokalle ortaya koyduğu kelimelerle anlatılamayan bu muhteşem performansa listede 5. sıradan yer veriyorum.



4. Dead Can Dance - Carnival of Light
İsmi 4AD ile adeta bütünleşen Dead Can Dance ethereal wave dendiğinde kuşkusuz akla ilk gelen isim olma özelliğini taşıyor. Lisa Gerrard ve Brendan Perry ikilisinin Viktoryen dönem motiflerini gothic müzikle buluşturduğu bu muhteşem proje ilk meyvesini 1984'te grupla aynı ismi taşıyan debut albümü "Dead Can Dance" ile verdi. Şarkıları birçok filmde ve belgeselde soundtrack olarak kullanılan Dead Can Dance'in kült albümünden "Carnival Of Light" şarkısını listenin en özel şarkılarından biri olarak kabul ediyorum.



3. Bauhaus - In The Flat Field
Gothic rock müziğinin tartışmasız en iyi ismi Bauhaus "Bela Lugosi's Dead" single'ından sonra yeni kurulan plak şirketi 4AD Records ile anlaşarak 1980'de "In The Flat Field" albümünü yayımlayarak tüm zamanların en iyi gothic albümüne imza attı. Bu albümün bir başka özelliği de 4AD'nin yayımladığı ilk longplay albüm olmasıdır. Albümle aynı ismi taşıyan "In The Flat Field" 5 dakikada gothic rock dersi veriyor. Türünün en iyisi olan bu albümde "Dark Entries", "Double Dare" gibi harika şarkılar da bulunuyor.



2. This Mortal Coil - Song to the Siren
4AD'nin patronu Ivo Watts-Russell'ın supergroup projesi olan This Mortal Coil 1983'ten 1991'e kadar muhteşem işler çıkarmış, her seferinde ayrı bir güzellik ortaya koymuş bir kült projedir. Belki de tüm zamanların en iyi supergroup projesi demek yanlış olmayacaktır. 1984'te yayımlanan ilk albümü "It'll End In Tears" Cocteau Twins, Dead Can Dance, Dif Juz, Cindytalk ile ortak çalışmanın sonucu yayımlanmış 80'lerin en iyi albümlerinden biridir. Albümden üç favori şarkım Lisa Gerrard'ın seslendirdiği "Dreams Made Flesh", Gordon Sharp'ın seslendirdiği "Kangaroo" ve elbette Liz Fraser'ın seslendiği Tim Buckley'nin muhteşem şarkısı "Song to the Siren".



1. Cocteau Twins - Five Ten Fiftyfold
Cocteau Twins'in debut albümü Garlands'ten sonra Will Heggie'nin gruptan ayrılmasıyla Robin Guthrie ve Elizabeth Fraser'ın birlikte 1983'te yayımladığı albüm olan "Head Over Heels" Cocteau Twins'in en geride kalmış, hak ettiği değeri görmeyen ve "underrated" olarak kategorize edebileceğimiz bir "masterpiece" albümdür bana kalırsa. Cocteau Twins gerçekten de "Heaven or Las Vegas" albümünün gölgesinde kalmış bir külttür, efsanedir. "Head Over Heels" dream pop müziğin ilk örneği olmakla birlikte Cocteau Twins'in gothic, post-punk sound'dan sıyrılıp daha derin, daha hüzünlü, daha soft şarkılar yaptığı bir geçiş albümüydü. Bu albümle birlikte o ürkütücü hava gitmiş, Liz Fraser'ın soprano vokali ve Robin Guthrie'nin dream gitarı sahneye çıkmış. "Five Ten Fiftyfold" en sevdiğim Cocteau Twins şarkısı olmanın yanı sıra "Head Over Heels" en sevdiğim ilk üç albümden biridir. Bu yüzden bu muhteşem şarkıya listenin birinci sırasında yer veriyorum.

25 Kas 2016

Seçki: Gothic, Post-Punk, Darkwave, Deathrock



Siouxsie'den Bauhaus'a, The Sister Of Mercy'den Cocteau Twins'e goth müziğin kilometre taşları ve kıyıda köşede kalan grupların yanı sıra, güncel kayıtlardan oluşan 40 şarkılık gece dinletisi.



11 Kas 2016

Leonard Cohen'in 20 Unutulmaz Şarkısı


Gel, gitme usulca o iyi gecelere
Yaşlılık tutuşup çıldırsın gün kavuşurken
Bağır, bağır öfkeyle ışığın tükenişine
Dylan Thomas

Tüm zamanların en iyi sanatçılarından Leonard Cohen'i 82 yaşında kaybettik. Yarım asırlık müzik kariyerine sonsuz güzellikler katan efsanevi sanatçı aşkın, karanlığın, hüznün, yalnızlığın ve özgürlüğün en güzel şarkılarını söyleyerek, en güzel şiirlerini yazarak veda etti. Öptüğü, sevdiği, seviştiği tüm o güzel kadınlarına kavuştu. Son albümü "You Want It Darker"ı bize hediye edip öyle gitti. Tıpkı David Bowie gibi. Onu da yıldızlara uğurladık. Işıklar içinde uyusun o güzel insanlar.

Kelimelerimin tükendiği bu anda hayatı şiirle, müzikle, aşkla, yalnızlıkla geçmiş bu efsane adamın 20 unutulmaz şarkısıyla kendisini çiçek yapıp kitap arasına saklıyorum.

20. Chelsea Hotel #2 (1974)
Chelsea Hotel #2 ile başlamamın çok özel bir sebebi var. Leonard Cohen 1974 yılında bestelediği bu şarkı Janis Joplin ile yaşadığı tek gecelik ilişkinin anısına yazılmıştı.


19. Traveling Light (2016)
Efsane sanatçının geçtiğimiz ay yayımladığı "You Want It Darker" albümünün kanımca en hüzünlü parçası olan Traveling Light Cohen'in ölüme çağrı yaptığı bir başka şarkısıydı. Giderayak son golünü attı yaşlı kurt.


18. The Stranger Song (1967)
Leonard Cohen'in ilk şarkılarından biridir The Stranger Song. Cohen henüz profesyonel müzik hayatına başlamadan şairliğiyle tanındığı bir dönemde birçok şarkı bestelemeye başlamıştı bile. Efsanevi debut albümü "Songs Of  Leonard Cohen"den The Stranger Song:


17. Bird On The Wire (1969)
Cohen'in ikinci stüdyo albümü "Songs From a Room"dan Bird On The Wire Cohen'in eski aşkı Marianne ile birlikte kuşlara yazdığı harika şarkı.


16. My Oh My (2014)
Cohen'in 2 yıl önce yayımladığı on üçüncü stüdyo albümü "Popular Problems"tan My Oh My folk, blues ve country öğeleri taşıyan tatlı, hoş bir şarkıydı.


15. I'm Your Man (1988)
Leonard Cohen'in 80'lerin havasından etkilenerek folk müzikten synthpop'a geçtiği "I'm Your Man" albümünde sesinin de kalınlığı öne çıkıyor. O tatlı esintili şarkılar yerini aşkın kışkırtıcı çağrısına bırakıyordu artık.


14. Tower Of Song (1988)
"I'm Your Man" albümünden bir diğer şarkı Tower Song genç yaşta hayatını kaybeden country müziğin efsane ismi Hank Williams için saygı duruşuna geçtiği bu güzide şarkı unutmamak gerek.


13. The Partisan (1969)
Cohen'in savaşın yıkımına karşı barışın onurunu, ölümün çirkinliğine karşı yaşamın güzelliğini savunduğu klasik bir 68 kuşağı şarkısıdır The Partisan. Şarkıdaki Fransız kadın vokali şarkıyı bambaşka yerlere götürecek kadar güzeldir.


12. Waiting For The Miracle (1980)
1980 çıkışlı "Waiting For The Miracle" albümüyle aynı ismi taşıyan bu muhteşem şarkı 80'ler synth müziği henüz popülarite kazanmamışken Cohen tarafından söylenmiş, ancak dinlendiğinde bizi 90'ların romantik atmosferine götürecek naifliğe sahiptir. Cohen'in müziği nasıl etkilediğini sadece bu şarkıda bile görebilirsiniz.


11. Avalanche (1971)
"Songs Of Love And Hate" albümünün açılış şarkısı Avalanche Cohen'in flamenko gitarıyla, güçlü ve sakin vokaliyle unutulmazlar arasına girmiş bir Cohen klasiğidir.


10. Hey, That's No Way to Say Goodbye (1967)
Cohen'in efsane debut albümü "Songs Of Leonard Cohen"den sözleriyle, müziğiyle iç burkan bir ayrılık şarkısıdır bu. "Biz hiç elveda demedik ki". Suzanne'a yazılmıştır.


9. Everybody Knows (1988)
"I'm Your Man" albümünün vals ritmiyle yazılmış harika şarkısı Everybody Knows AIDS'ten sosyal problemlere, aşktan evliliğe uzanan yelpazesi geniş, oryantal motiflerle süslenmiş pek bir güzel Cohen eseridir.


8. You Want It Darker (2016)
Kanadalı dehanın on dördüncü ve son albümü "You Want It Darker"ın açılış şarkısı You Want It Darker Cohen'in 82. yaş günü prömiyeri olarak yayımlanmıştı. Downtempo tadındaki bu muhteşem şarkı Cohen'in sonsuzluğa doğru yürüdüğü bir dönemde yazıldığı için Musevi dini motifleriyle bir mistik bir atmosfere bürünerek tüylerimizi ürpertiyor. "I'm ready my lord" ve "We kill the flame" adeta dilimize pelesenk olurcasına öne çıkarken "hineni hineni" sözleri alttan alttan bizi Ortadoğu'nun kadim topraklarına götürmüyor değil.


7. A Thousand Kisses Deep
Benim favori şarkılarım arasında yer alan A Thousand Kisses Deep belki de Cohen'in hak ettiği değeri en az gören şarkılardan biridir. 2001 yılında yayımlanan dokuzuncu stüdyo albümü "Ten New Songs"dan A Thousand Kisses Deep 1998'de hayatını kaybeden ressam Sandy Merriman için bestelediği şarkı "The ponies run, the girls are young" ile başlıyor, sonsuza dek sürüyor.


6. Famous Blue Raincoat (1971)
"Songs Of Love And Hate" albümünün şiirsel şarkısı Famour Blue Raincoat bir mektuptur. Aldatılmanın belki de en yürek yakan şarkısıdır. Aldatılmanın ağır olduğunu biliyoruz da peki ya aldatılmalardan daha ağır şarkılara ne demeli? Cohen yine de öyle çok seviyor ki, "Sanırım seni özlüyorum, sanırım seni affediyorum, yine de karşıma çıktığın için memnunum" diyerek tüm gülümsemelere adeta bıçak çekmiştir. Ayrıca şarkıda adı geçen Jane'in Janis Joplin olduğu yönünde iddialar da var. Keza Cohen'in Joplin ile yaşadığı tek gecelik aşkı düşünürsek pek de yavana atılacak bir iddia değil.


5. Sisters Of Mercy (1967)
Efsane gothic rock grubu The Sister Of Mercy'ye ismini vermiş bu tatlı şarkı debut albümün klasikleri arasında yer alıyor. Şarkının sözleri yine ustaca yazılmış klasik Cohen güzelliğinde aşkın ne kadar büyük olduğunu kanıtlıyor:

Çıktığımda uyuyorlardı, umarım karşılaşırsınız yakında
Yakma ışıkları, görünüyor adresleri ayışığında
Kıskanmam merak etme, duysam bu gece seni mutlu ettiklerini
O türden aşıklar değildik biz, olsak da ne fark ederdi ki?


4. Hallelujah (1984)
Leonard Cohen'in belki de en çok bilinen, en çok söylenen, en çok yorumlanan şarkısıdır Hallelujah. Dini bir retorik olan Hallelujah Jeff Buckley, John Cale ve Rurus Wainwright tarafından da seslendirilmişti. 1984 çıkışlı "Various Positions" albümünde yer alan bu unutulmaz şarkıya dördüncü sıradan yer veriyorum.



3. Who By Fire (1974)
"New Skin For The Old Ceromony" isimli dördüncü stüdyo albümüyle yeni aşklara, yeni hikayelere, yeni şiirlere yol alan Cohen'in iki buçuk dakikalık ninnisi. Zarif, dokunaklı, ilahi gibi, marş gibi bir şarkı. Sözleri Eski Ahit'ten gelen bu tatlı şarkı benim en sevdiğim Cohen şarkılarından biridir ancak yeterli ilgiyi görmediğini düşünüyorum. Bu şarkıyı neden sevmediniz?



2. So Long, Marianne (1967)
Cohen'in şarkılar yazdığı, şiirler okuduğu ilk kadın Marianne için yazdığı bu efsane şarkı tüm zamanların en iyi şarkıları türünden listelerde hep yer edindi kendine. Bir kadına daha güzel nasıl veda edilebilirdi ki? "Ah Marianne, yine hatırlayacağız her şeyi ve yine güleceğiz, yine ağlayacağız... Sonra yine güleceğiz ve yine ağlayacağız..."

"Pekâlâ Marianne, çok yaşlandık ve vücutlarımız ayrı düşüyor. Sanıyorum ki çok kısa bir süre sonra peşinden geleceğim. Biliyorum, ardında, sana öylesine yakınım ki elini uzatsan, elime ulaşabilirsin. Ve biliyorsun ki seni her zaman güzelliğin ve bilgeliğin için sevdim. Fakat bu mevzu hakkında daha fazla bir şey söyleme gereği duymuyorum. Çünkü her şeyi biliyorsun. Ama şimdi… Sadece sana iyi yolculuklar dilemek istiyorum. Hoşça kal eski dost, sonsuz aşk, yakında görüşürüz."
(Leonard Cohen'in Marianne'e yazdığı mektup)



1. Suzanne (1967)
Cohen'in methiyeler dizdiği ilk kadın Suzanne Verdal, öylesine şanslı bir kadın ki yeryüzünün en güzel şarkılarından birine konu olmuş. Birçok kişi bu şarkıya olan aşkından çocuklarına Suzanne ismini vermiş. Dile kolay yarım asırlık bu şarkı asırlarca söylenmeye devam edecek. Bir kadına yazılabilecek en güzel şiirleri, şarkıları yazmış Cohen. Artık kavuştun o kadınlara, aşklara ve kırık kucaklaşmalara...

Suzanne seni alır götürür nehir kıyısındaki evine
Geçen gemileri duyarsın, onunla geçirmek istersin geceyi
Biraz kaçıktır bilirsin, ama zaten bu yüzden orada değil misin?

15 Eyl 2016

Seçki: Gothic Kültürün Mirası ve Modern Gothic / Darkwave Kayıtları


"Şeytanın ölümü hayal gücü açısından bir trajedidir, fakat XVII. yüzyıl gotik'inin de kurtuluşudur." (Wallace Stevens)

Erken dönem 80'lerin Britanya ve Almanya'sını kasıp kavuran goth / dark akımı günümüzde yeniden ele alınıp avangart müziğin en önemli halkalarından biri olma özelliğini elinde tutuyor. Geçmişin tüm zengin, deneysel, yaratıcı ve özgün müzik çalışmaları geçerliliğini hiçbir zaman yitirmeyecek. Etkilediği yeni akımlar şöyle dursun, teknolojinin ve elektroniğin gölgesinde kalan bazı değerler inatla yaşatılmaya devam ediyor. XXI. yüzyılda hâlâ Viktoryen dönem ruhunu yaşayan müzisyenler heteredoks değerleri savunan punk kültürle olan etkileşimlerini inkâr etmeden karanlığı daha da karartarak güneşimizi söndürme görevini öncüllerinden devraldılar.

Gotik kültür o kadar zengindi ki kendi içinde alt kültürlerini doğurdu. Aydınlanma'nın öldürdüğü tanrı figürü insanı derin bir mânâ boşluğuna sürükledi. Yalnızca inanılan bir figür değildi, aynı zamanda korkulan da bir figürdü tanrı. Ve elbette tanrının düşmanı şeytanlar, cinler, kötü ruhlar... Gotik düşünce tam da bu dönemde ortaya çıkarak insandaki bu büyük mânâ boşluğunu doldurmaya çalıştı. O, ne metafizik zırvalıkları kabul etti, ne de materyalist duygusuzlukları. Gotik düşünce bir tepkiydi yaratılan bu duygusal yıkıma karşı. Gotik edebiyatın metaforları Karl Marx'ı bir hayli etkilemiş, "zincir", "kan emici", "vampir", "hayalet" gibi bazı kelimeler marksist terminolojiye yerleşmişti. Erken dönem XIX. yüzyıl yalnızca marksist felsefenin değil,  Victoria döneminde popüler olan romantik akımla birlikte gelişen gotik edebiyatın da ortalığı kasıp kavurduğu bir dönemdi. XII. yüzyılda Latin sanatına bir tepki olarak doğan gotik sanat XVIII. yüzyılda Aydınlanma'ya karşı bir edebiyat akımı olarak ortaya çıkmış,  XIX. yüzyılın ikinci çeyreğinde soğuk savaş propagandasına karşı sinemada, geç dönem 70'lerde ise popüler kültüre karşı müzik alanında ortaya çıkarak protest ve avangart kimliğini korumuştur. Bugün "gotik" dediğimizde aklımıza gelen ilk üç şey edebiyat, kültür ve müzikse eğer, edebiyatta Edgar Allan Poe, Mary Shelley ve Bram Stoker; kültürde gotik mimari, gotik heykel ve gotik resim; müzikte ise Bauhaus, The Sister Of Mercy ve Siouxsie and the Banshees gelir aklımıza. Yarattıkları yeni romantik, karanlık atmosferin yanı sıra saç stilleriyle, makyajlarıyla, kıyafetleriyle ve sahne duruşlarıyla birer moda ikonları olarak da alt kültürlerini oluşturdular. Wave müzik 90'larda alternatif gruplara yenik düşse de 2000'lerin başında yeniden ortaya çıkmaya başladı; üstelik birçok yeni tarz yaratarak. Bugün goth wave, darkwave, -ve yelpazeyi biraz geniş tutarak- cold wave, industrial ve drone müzik adına yeni şarkılar üreten yeraltında çok fazla müzik grupları ve solo projeleri mevcut. Dilerseniz sözü daha fazla uzatmadan güncel başarılı dark gruplarından küçük bir seçki yapalım.

İlk adresimiz ismini Nietzsche'nin ünlü "güç istenci" felsefesinden alan The Will To Power. James Hofer ve Dylan Hunter tarafından kurulan Kanadalı darkwave projesi hakkında neredeyse hiç bilgi yok. Üç EP'si bulunan The Will To Power "Might" single'ından "Still" isimli şarkıyı açılış konuşması olarak seçiyorum.




Bolognalı Mirko Void'in tek kişilik darkwave projesi Le Ettere di Anna İtalya'nın zengin dark ve synth müzik mirasını koruyan underrated gruplardan biridir.




Nouvelle Phénomène son yıllarda giderek yükselen Fransız gothic-romantic darkwave akımının değerli bir parçasıdır.




Almanyalı Philipp Läufer'in tek kişilik solo projesi olarak başlayan Bleib Modern daha sonra yeni üyelerle sayısını beşe çıkarmış. Shoegaze, post-punk ve cold wave tınılarını karanlık bir vokal ile bir araya getirmiş. İki stüdyo albüme imza atan Bleib Modern'in "Lows" isimli EP albümünden "Forest" parçasını listeye eklemeye değer buluyorum.




15 yıllık müzik kariyerine 10 stüdyo albümü sığdırmayı başaran İspanyalı The Eternal Fall, Sol ve Francisco Porsel tarafından kurulmuş gothic, new wave grubudur.




Veil Of Light "M" isimli Zürichli bir müzisyenin darkwave, goth wave çalışmasıdır. Dead Can Dance, The Cure, The Jesus And Mary Chain ve Death In June gibi gruplardan etkilenmiş. İki albümü bulunan Veil Of Light'ın "Ξ" albümünden "Pale Eyes" şarkısı listedeki en sert şarkıdır diyebilirim.




Bu yılın başında Salon'da Lebanon Hanover ve She Past Away ile birlikte konser veren Atinalı Selofan üç yılda dört stüdyo albümü yayımladı. Darkwave müziğin önemli isimleri arasında yer alan grup She Past Away ile birlikte ortak çalışmalar da yapıyor.




Kievli Oksana Zmorovytch'in solo projesi Blablarism shoegaze, goth ve witch semalarında gezen, az bilinen ama iyi işler çıkaran bir gruptur. Tek albümü "Agnostodynis" üç yıl önce Fabrika Records tarafından çıktı.




Almanyalı gothic / darkwave ikilisi Lebanon Hanover modern zamanın gothic-romantic müziğinin kilometre taşlarından biridir hiç kuşkusuz. İki gitar ve bir synthesizer ile neler yapılabileceğini yayımladığı üç albümde bize gösterdi. Bu şarkı son albüm "Besides The Abyss"ten.




Ve kapanış konuşması. Günümüz goth / darkwave müziğinin Lebanon Hanover ile birlikte en önemli temsilcisi olan She Past Away'in bu topraklardan çıkmış olması bizim adımıza gurur verici bir şey. She Past Away'in son albümü "Narin Yalnızlık"tan Kesmeşeker cover'ı "Gerçekten Özleyince" parçasını listenin son şarkısı olarak belirleyip yazıyı burada noktalıyorum.




Bonus: Lust For Youth - Lost Young

29 Ağu 2016

Bir Müzik Tanrıçası: Elizabeth Fraser


Cocteau Twins, This Mortal Coil, Massive Attack, Yann Tiersen, LOTR ve daha birçok projede onun ismi var. Dream pop, shoegaze, post-punk, gothic, ethereal wave, trip-hop… Sesinin uzanmadığı janr yok neredeyse. Elizabeth Fraser nereye dokunsa çiçekler açıyor.

29 Ağustos 1963’te İskoçya’da doğan ethereal ve soprano vokalin hiç şüphesiz en iyisi olan Elizabeth, aynı zaman Liz Fraser olarak da biliniyor. Yazdığı ucu açık,  soyut şarkı sözlerini İskoç aksanıyla ve en çok da nevi şahsına münhasır bir vokal kullanarak anlaması ve yeniden yorumlanması çok zor bir tarzla dile getirmiş.

Punk ve gothic müziğin Britanya'yı kasıp kavurduğu bir dönemde herkes İngiltere'nin, bilhassa sanayi kenti Manchester'ın kenar mahallelerinde dallanıp budaklanan öfkeli ve karanlık müzik gruplarını konuşurken İskoçya'da da bir hareketlilik söz konusuydu hiç kuşkusuz. Bir yanda Sex Pistols, Ramones gibi anarcho-punk akımından beslenen popüler kültür karşıtı avangart gruplar, bir yanda David Bowie, Siouxsie Sioux'dan etkilenen gothic gruplar, diğer yanda The Stooges, The Velvet Underground'dan etkilenen nispeten daha duygusal ve independent gruplar Britanya müziğinin mihenk taşlarını oluşturuyordu. Çünkü her jenerasyon kendinden sonraki jenerasyonları yoğun bir şekilde etkiliyor, besliyor ve zenginleştiriyordu. Özellikle David Bowie, The Velvet Underground, Siouxsie Sioux ve The Stooges bu yeni romantik kuşağın esin kaynağı olmuştu. Böyle bir ortamda plak şirketlerinin de avangart grupları desteklemesi müzikte yeni bir dönemin kapısını aralamıştı.

Cocteau Twins bu kuşağın daha dark safında yer alıyor. 1979'da İskoçya'nın Grangemouth şehrinde vokalde Elizabeth Fraser, gitarda Robin Guthrie ve basta Will Heggie tarafından kurulan grup The Birthday Party, Sex Pistols, Siouxsie And The Banshees ve Kate Bush gibi isimlerden etkilenmişti. Elizabeth (a.k.a Liz) bir disko barda dans ederken Robin ve Will'in dikkatini çeker. Bu kadar iyi dans edebilen bir kadın çok güzel şarkı da söyleyebilir diye düşünmüşlerdi. Liz ile tanışmaları da böyle olmuştu. Aslında daha önceden tanışıyorlardı. Robin Guthrie o diskonun DJ'lerindendi. Bu üçlü bir araya geldikten sonra müzik yapma konusunda hemfikir olurlar Cocteau Twins isminde mutabık kalırlar. Cocteau Twins ismi ise İskoç grup Johnny And The Self Abusers'ın (a.k.a Simple Minds) "The Cocteau Twins" isimli şarkısından geliyordu.

4AD ile birlikte çalışmaya başladıktan sonra stüdyoya giren grup Haziran 1982'de "Garlands" ismini verdiği debut albümüyle müzik dünyasına karanlık bir giriş yaptı. "Garlands" gerçekten de bilinen Cocteau Twins'ten bir hayli uzak, post-punk, goth ve ethereal wave atmosferinde ortaya koyulmuş bir albümdü. Özellikle Will Heggie'nin ürkütücü ritmik basları şarkıların ana hatlarını oluştururken, Robin Guthrie'nin Bauhaus'tan esintili gitar efektleri ile Liz'in titrek ve güçlü soprano vokaliyle birleşince Viktoryen dönemin gothic ürpertisi tadında bir albüm ortaya koyulmuştu.



Ertesi yıl Edinburgh'da yeni bir albüm için stüdyoya giren grup "Head Over Heels" albümünü 31 Ekim'de 4AD etiketiyle yayımlamıştı. Bas gitarist Heggie'nin albüm çalışmasında yer almamış Liz ile Robin beraber çıkarmıştı bu albümü. 10 şarkılık bu ikinci longplay albümde dikkate değer bir değişme var. Heggie'nin gothic bas sound'ları yerine daha ritmik davullar ve sert gitar ön plana çıkmış. Ancak daha da önemlisi Fraser, "Garlands" albümünde kullanmadığı soprano vokalini ilk kez ve güçlü bir şekilde kullanarak albümün en çok öne çıkan, dikkat çeken öğesi olmuştu. Ethereal wave'in en iyi örneklerinden biri olan bu albüm shoegaze müziğini de etkileyen önemli bir adımdır. Cocteau Twins için ise bir geçiş dönemiydi. Aslına bakılırsa Cocteau Twins için "Heaven or Las Vegas" dışında bütün albümler bir geçiş albümüydü. Her yeni albümde bir yenilik arayan grup sürekli sound değiştirerek kendileri için en iyisini arıyordu. "Head Over Heels" albümü dönemin müzik medyası tarafından olumlu eleştiriler ve yüksek notlar almıştı.



4AD şirketine bağlı ethereal grubu This Mortal Coil yeni albüm için Dead Can Dance, Cindytalk ve Cocteau Twins'e davet göndermişti. Bu muhteşem projede Lisa Gerrard, Gordon Sharp, Elizabeth Fraser, Robin Guthrie ve kısa süre sonra Cocteau Twins'e katılacak olan Simon Raymonde da vardı. Londra'da Depeche Mode'un da girdiği Blackwings Studios'ta çalışmalar başladı. Elizabeth Fraser, Tim Buckley'nin efsane "Song to the Siren" şarkısını Robin'in minimalist gitar dokunuşlarıyla seslendirdi. Bu muhteşem yorum Elizabeth Fraser'ın belki de yaptığı en iyi işlerden biriydi.



1 Kasım'da 4AD plakçılık tarafından çıkarılan "Treasure" albümü Cocteau Twins koleksiyonlarının en iyileri arasındadır. Albümün bu kadar başarılı olmasının sırrı kuşkusuz Elizabeth Fraser'ın mitolojik karakterlerden esinlenerek yazdığı şarkı sözleriyle soprano vokalini güçlü bir şekilde öne sürmesinde saklıydı. Farklı dillerden kelimeleri bir araya getirip İskoç aksanıyla telaffuz ederek taklidi ve hatta anlaması neredeyse imkansız bir akışkanlıkla ortaya koyduğu mistik vokal onu eşsiz ve benzersiz bir noktaya taşıyordu. Elizabeth Fraser müzik dergileri tarafından bu yüzden "the voice of God" yakıştırmasını almıştı. Ve artık bu isimle anılmaya başladılar onu.



1986 Cocteau Twins için yine dolu dolu bir yıl olmuştu. Yeni stüdyoda iki deneysel EP'den sonra dördüncü LP albüm için start veren ekip 14 Nisan'da "Victorialand" uzunçalarını yine 4AD imzasıyla çıkarttı. Simon Raymonde'un yer almadığı 9 şarkılık bu albüm Robin Guthrie'nin yoğun ambientlarıyla, akustik gitarıyla ve Liz Fraser son derece hafif bir vokaliyle öne çıkıyor. Liz'in düşsel vokali, Robin'in ambient gitarı Cocteau Twins'i çok farklı bir noktaya taşımıştı. Dream pop'ın "definitive album" özelliğini taşıyan "Victorialand" hafif akustik dokunuşların da olduğu ritimsiz, sade, mütevazı ancak son derece düşsel bir atmosferde yapılmış benzersiz bir albümdür.



1986 sonbaharında ABD'li besteci Harold Budd ile birlikte stüdyoya girildi. Klasik Cocteau Twins tadında fakat Cocteau Twins ismi yerine Harold Budd / Simon Raymonde / Robin Guthrie / Elizabeth Fraser isminde 10 Kasım'da 4AD etiketiyle çıkarılan "The Moon And The Melodies" albümünde Dif Juz'dan Richard Thomas da saksafonuyla yer aldı. Albümün en çok göze çarpan şarkısı şüphesiz ki Liz'in o muhteşem vokaliyle "Sea, Swallow Me" oldu.



İki yıllık bir aranın ardından September Sound'da stüdyoya giren grup üzerinde çalıştığı yeni stüdyo albümünün Amerika baskısı için Capitol Records ile lisans sözleşmesi yaptı. Bu büyük bir anlaşmaydı. Büyük bir maddi getirinin yanında birtakım müzikal kaygıları da yanında getirdi. Özellikle böyle büyük bir plak şirketiyle anlaşma yapmak müzikte çizgi kaymasına neden olabiliyor. Robin Guthrie, Reflex dergisine şu demeci vermişti: "Bir problem yaşayacağımızı sanmıyorum. Ne istiyorsak onu yapmaya devam edeceğiz". "Blue Bell Knoll" 19 Eylül 1988'de yayımlandı. Ancak istenilen sonuç elde edilememişti. Ne müzikal anlamda, ne de beklenen destek anlamında.



September Sound stüdyosunda albüm kayıtlarına başlayan grup Ağustos 1990'da bir video klip ile birlikte yayımladığı "Iceblink Luck" single parçasından sonra 17 Eylül 1990'da hem kendisinin hem de shoegaze tarihinin en iyi albümlerinden birine imza attı. 4AD Records ile çıkardığı altıncı ve son albüm olan "Heaven or Las Vegas" 4AD menajeri Ivo Watts-Russell tarafından plak şirketinin gelmiş geçmiş en iyi albümü olarak değerlendirilmişti. 10 şarkılık bu LP albüm Cocteau Twins'in kendini en iyi dile getirdiği ve en başarılı albümdü. Yalnızca Robin'in ambient gitarı seviye atlamamış, Elizabeth'in de vokali evrimleşip daha yeni ve daha feminen bir zemine oturmuştu. Anneliğin getirdiği hislerle yazdığı şarkı sözleri ve Q Magazine tarafından Kate Bush benzetmesi yapılan bu yeni vokal Cocteau Twins açısından oldukça olumlu karşılanan bir durumdu. Nitekim grup üyelerinin en mutlu olduğu bir dönemde ortaya çıkmış son derece keyifli bir dream pop / shoegaze albümü olmuştu. Şarkı sözleri önceki şarkı sözlerinden tamamen farklıydı. Buna bağlı olarak şarkılardaki soundlar ve ritimler de değişmiş, daha yumuşak, daha romantik bir hava hâkim olmuştu.



Son derece başarılı olan bu albüm maalesef beraberinde talihsiz, hatta trajik bir süreç başlattı. Uyuşturucu problemlerinden kurtulamayan Robin, Liz ile süregelen 13 yıllık ilişkisini kaybetmişti. Duygusal birliktelikleri sona erse de Cocteau Twins'teki birliktelikleri devam etti. Ancak yıllardır birlikte çalıştıkları 4AD plak şirketi ile olan sözleşmeleri Robin'in birtakım problemleri nedeniyle sona ermişti. Kasım 93'te çıkarılan "Blue Bell Knoll" albümü Fontana Records etiketi taşıyordu. Albümün içeriği Liz'in Robin'e olan sistemiyle doluydu.

3 yıl sonra tekrar stüdyoya giren grup sekizinci ve son albümünü 13 Mart'ta Fontana etiketiyle piyasaya sürdü. "Milk and Kisses" isimli bu son albümden kısa bir süre sonra Cocteau Twins kariyerini noktalayıp dağılır. Bu dönem aynı zamanda shoegaze öncülerinin bir bir dağıldığı, independent müziğin sonbahar dönemidir. Slowdive, My Bloody Valentine, Ride, The Jesus And Mary Chain, Galaxie 500… Kimler dağılmadı ki? Ama dağılan grupların ardından yeni gruplar ve solo projeler doğdu. İşte bu dönemde Elizabeth Fraser, 1998’de Massive Attack ile beraber çalışmaya başladı. "Mezzanine" albümünde yer alan o efsane "Teardrop" şarkısına imzasını atmıştı. Bu albümde aynı zamanda "Black Milk" ve "Group Four" parçalarını da seslendirdi.

Ardından 2001 yılında Howard Shore'un orkestrasına katılarak The Lord of the Rings'in üç soundtrack’ini seslendirdi. Birçok grupla, müzisyenle çalışmaya devam etti. 2005’te Yann Tiersen'in "Les Retrouvailles" albümünde de yer aldı. "Kala" ve "Mary" adlı fevkalade iki şarkıyı seslendirdi.



Elizabeth Fraser son olarak 2009 yılında "Moses" adlı bir single yayımladıktan sonra sessizliğe büründü.



Dilerseniz Elizabeth Fraser'ın özel hayatına da kısaca bir göz atalım.

Elizabeth Fraser, Cocteau Twins projesine dahil olduktan bir yıl sonra grubun  Robin Guthrie ile bir ilişkiye başladı. Birlikte Cocteau Twins'te harikalar yaratan ikili Will Heggie'nin gruptan ayrılmasıyla "Head Over Heels" isimli LP albümü beraber çıkarmışlardı. Liz & Guthrie ikilisinin bu duygusal birlikteliği tam 13 yıl sürdü. 1989'da Lucy Belle isminde bir kız çocuğu oldu. 3 yıl sonra Cocteau Twins dağılmanın eşiğine geldi. Robin Guthrie çok fazla alkol ve uyuşturucu kullanıyordu. Kendini kaybediyordu ve hiçbir şey üretemiyordu. Tüm bunların üstüne bir de yıllardır birlikte çalıştıkları plak şirketleri 4AD ile yolları ayırdılar. Fraser onu sürekli durdurmak istese de başarılı olamıyordu. 1993 yılında Fontana Records etiketiyle yayımlanan "Four-Calender Cafe" albümündeki "Bluebeard" şarkısının sözlerini onun için yazmıştı: "Are you the right man for me? Are you safe? Are you toxic? Are you my friend?



Yalnızca "Bluebeard" ile kalmadı Robin'e olan sitemi. "Theft, And Wandering Around Lost" şarkısında adeta öfke kusuyordu: "The man is an offender. He took my value. And I give back his shame. And I take back my power. My body is my own. My body is mine alone."


Albüm yayımlandıktan kısa bir süre sonra 13 yıllık Liz & Robin birlikteliği sona erdi. Liz, Robin'in bu sorumsuzluklarına daha fazla tahammül edememişti. Fakat müzik kariyerindeki birliktelikleri hâlâ sürüyordu. Konuyla ilgili olarak Fraser şunu söyledi "Birbirimize çok yakındık fakat daha büyük sorumluluklarımız vardı". Bundan sonra mutsuz bir grup hâline gelen Cocteau Twins'in bu durumu için "çocukçaydı" yorumunu yapmıştı Liz.

Cocteau Twins 1994'te bir konser turuna çıkmıştı ve o dönem Jeff Buckley ile Elizabeth Fraser'ın yolları kesişmişti. Daha önce Jeff'in babası olan Tim Buckley'nin "Song to the Siren" isimli şarkısını This Mortal Coil için seslendiren Fraser, bu karşılaşmadan sonra Jeff'e aşık olur. Kim olmazdı ki zaten? Özellikle birbirlerinin sesine olan hayranlıkları muhteşem bir aşkı doğurmuştu. Liz'in deyimiyle ikisi de birbirlerine deliler gibi aşıktı. Fakat bunu gizli tutuyorlardı. Fraser bunun yayılmasından yana değildi. Çünkü Robin'den henüz yeni ayrılmıştı ve kızı 5 yaşındaydı.

Liz & Jeff ikilisi o rüya gibi seslerini değerlendirmek istiyordu. Ve kısa süre içinde birçok şarkı ürettiler. Şarkıların yalnızca kendilerine özel kalmasını isteseler de dijital ortama bir şekilde sızdı. "All Flowers in Time Bend Towerds the Sun" bunlardan biriydi.  Bu durum ikiliyi bir hayli irite etmişti. The Guardian'da yer alan röportajda Fraser şunu söylemişti:
-Neden insanlar her şeyi duymak zorunda?
-Fakat çok güzeldi.
-Ama görüyorsun, daha bitmemişti bile. Artık dinlemek istemiyorum o şarkıyı. Belki hakkında bir daha düşünmeyeceğim bile.




Elizabeth ilişkinin gizliliği üzerinde bu kadar titizlikle dururken Jeff bunun saçma olduğunu söyleyip reddediyordu. Bu durum ilişkinin sonunu getirdi. 1995'te Jeff ve Elizabeth ayrıldılar.

Eylül 1995'te Cocteau Twins yeniden stüdyoya girer ve 9 yıl sonra ilk defa bir EP albüm yayımlar. Fontana Records etiketiyle yayımlanan "Twinlights" isimli bu kısaçalar albümde yer alan "Rilkean Heart" şarkısını onun için yazmıştı. "Rilkean Heart" ismi Alman şair Rainer Maria Rilke'den geliyordu. Rilke, Jeff Buckley'nin en sevdiği şairdi. Lirik/romantik şiirin en önemli temsilcilerinden olan Rilke'nin kalbine sahip olduğunu belirtiyordu.Elizabeth Fraser "Rilkean Heart" şarkısını eski sevgilisi Robin Guthrie ile birlikte yazmıştı. Ne acı!

Ayrılıktan 2 yıl sonra albüm çalışmaları için Jeff Buckley Memphis'e gitti. 29 Mayıs 1997'de Mississippi nehri kıyısında Led Zeppelin'in "Whole Lotta Love" şarkısını söyledikten sonra kıyafetleriyle birlikte nehre girdi. 4 Haziran günü cansız bedeni kıyıya vurdu.

Bu trajik olayın ardından Massive Attack ile birlikte "Mezzanine" albümü üzerinde çalışan Fraser, o muhteşem "Teardrop" şarkısını Jeff Buckley için yazmıştı.



BBC'nin Jeff Buckley için hazırladığı belgeselde konuşan Liz "Twinlights EP albümü o adam hakkındaydı. Son vedaydı ona. Ona çok ihtiyacım vardı ama o hep kaçtı." demişti. "Henüz tanışmadan beni etkilemişti. Onun gibi olmak istiyordum. Bu utanç verici ama gerçek. Ona yalnızca aşık olmadım. O çok güzeldi." Sözlerde Jeff'e olan hayranlığını, aşkını, sitemini, özlemini ve çaresizliğini dile getiriyordu. Fraser'ın "Tanrı'nın sesi" diye adlandırılan o muhteşem soprano vokali şarkıyı öyle bir hâle getirmiş ki, inanıyorum ki şarkının bu öyküsünü bilmeyen Cocteu Twins hayranları "Rilkean Heart"ı tekrar dinlediklerinde çok daha farklı şeyler hissedecektir.